6 03 2012

Mustafa Topaloğlu Dominik'te


Mart ayında Dominik Cumhuriyeti’nde başlayacak yeni Survivor’ın en merak edilen yarışmacısı Mustafa Topaloğlu’yla buluştuk. Bakalım Survivor’ın yeni Nihat Doğan’ı mı olacak yoksa bambaşka bir çılgınla mı tanışacak ada?


Mustafa Topaloğlu, nam-ı diğer uzaylı... Evet Dominik Cumhuriyeti’nde bu kez “uzaylı” var ama Mustafa Bey’e göre 1 değil 16 uzaylı... Anlayacağınız Topaloğlu adının önüne yapıştırılan uzaylı meselesine açıklık getirdi, sevimli itiraflarda bulundu. Tabii ana konumuz Survivor. Gerçi “Adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız üç şey ne olur” sorusuna “ben iki şey götürürüm” diyerek koltuktan düşmeme sebep olsa da içindeki iyi insanla tanıştırdı beni. Röportaj sırasında yanına yaklaşan bir gencin “Ağabey ben bir kere köprü gişesinde kalmıştım. Arkadaki otomobilden inip bana KGS’ni verip para da almadın” demesi de kaderin cilvesi olsa gerek. Buluştuğumuz restoranda karides yiyerek ada hayatına sıkı adapte olma sinyali veren çılgın uzaylı bizi ekran karşısına kitleyecek gibi görünüyor.

Acun Ilıcalı arayıp ne dedi size?

Tesadüfe bak onunla da bu restoranda buluştuk. Acun kıramıyacağım bir insandı, küçükken bile farklı konularla gelirdi, o zaman da kıramazdım. Toplum beni orada görmek istedi. Twitterda falan insanlar yazmış, bunu da anlamış değilim. Seda Sayan’ın programına katılmıştım, “Orada görmek istediğim tek insan sensin” dedi. Ama bayağı bir düşündüm tabii.

Acaba yeni Nihat Doğan mı dedi halk?

Yaşadığımız bir dünya var bir de herkesin kendi dünyası var. Bilemeyiz ki neler olacak, ben de bilmiyorum. Nerede, ne zaman ne olur hesap yapmıyorum, kurgulamıyorum hayatı.

Acun bu zamana kadar yapılan en zor Survivor olacak diyor.

Hayatı dikkate alırım ciddiye almam.

Peki en çok neden korkuyorsunuz?

Yanlış anlaşılmaktan... Sonra açlık. Sivrisinekten korkarım; o hayvanlar pek akıllı değil, akıllı olsa beni ısırmaz.

Karanlıktan da korkarmışsınız...

Kim söyledi! Görevim aydınlatma olduğu için pek sevmem diyelim.

Adada balık tutmak bir dert, var mı yeteneğiniz?

Balık tutmasını da yüzmesini de bilmem. Aslında çok iyi bir yüzücüydüm ama küçükken boğulma tehlikesi geçirdim, atamıyorum onu. Ama balık benim elime gelecek adada, ben balığı tutmayacağım. Elimle balık yakalarım boğulmayacak bir yerdeyse. Küçükken yapardık köyde. Ağaca tırmanırım maymun gibi. Bir de tabiatla konuşurum. Balıklarla, ağaçlarla...

ACUN’A BENİ GÖNDERME İŞİNDEN MUAF TUT DEDİM

En yaşlı sizsiniz zorlar mı bu durum? Zeynep Tunuslu iki günde pes etmişti.

Yaş problem değil, kondüsyonum iyidir ama mizacıma ters gelen hiçbir şeyi yapmam. Kazanmak için gitmiyorum, merakımdan gidiyorum.

Kimle en iyi anlaşırsınız, kimle kavga edersiniz?

Alp’i çok severim. Arkadaşlığımız var, birlikte iki filmde oynadık. Nez’i de severim. Sibel Tüzün’le de filmde oynamıştım, iyi insandır. Doğuş’u pek tanımıyorum. Orada kiminle ne yaşayacağım bilmem.

Eşiniz Alp Kırşan’a emanet etmiş sizi.

Alp benim küçük versiyonum, iyi bir uzaylı. Ben bazen yarışmacı, bazen antrenör, bazen hakim, bazen savcı, bazen fikir üreten ağabey olacağım. Oradan sevgi taşıyan kardeşlerimi elemek zor olacak ama. Acun’dan rica edeceğim, gönderme işinden beni muaf tutsun. Yapamam. Sen şimdi orayı sevmişsen sana git diyemem. İmkanı yok! Bunlar kendi aralarında göndersinler.

Çapkın biri olarak biliniyorsunuz, orada da dört güzel kadın var. Ne olacak?

Hiç çapkın değilim, bir şey olmayacak. İnsanların kafasına böyle bir yazılım verdiler ama tam tersiyim.

Hem resmi nikahlı hem de imam nikahlı eşiniz var. Normal böyle düşünmeleri.

O da bir yazılım. Hayatım ikisiyle de devam ediyor.

Kızmıyorlar mı?

Kim kızacak? Herkes bunun bir yazılım olduğunun bilincinde. Biri sorumluluğum diğeri birlikte yaşadığım.

KUTU

Kader yok, uzaylı var

Uzaylılardan yardım isteyecek misiniz?

Gelirler, yalnız bırakmazlar. Balık atarlar mesela. Yaratıcı güce inanıyorum ben.

Gerçekten inanıyor musunuz buna yoksa espri mi yapıyorsunuz?

Hiç yalnız bırakmadıklar ki. Siz de görüyorsunuz onları.

Ben hiç görmedim vallahi!

Şimdi görüyorsun işte birini. Cinleri, şeytanları başka bir varlık sanıyorsunuz, ne geliyorsa başımıza bundan geliyor. Falcılar falan da hikaye. Rahatsız insanların zayıflığını kullanıyorlar. Muska yazayım olsun, yok öyle şey.

O zaman kadere de inanmıyorsunuz.

Kader yok yazılım var. Her şeyi isteyemezsin. Sen ona layık mısın bakalım? Bunu bilirsen boşuna üzülmezsin. Ama altıncı hissim zaman zaman kuvvetlidir. Işık karanlıkta yandığında anlaşılır ama aydınlıkta da fark etsek daha iyi olmaz mı? Benim ülkemin de sorunu bu. Birbirimizi göremiyoruz. Bizi aydınlatanlara sallıyoruz ne acı.

1986’da ne gördünüz de uzaylıyım dediniz?

Ben aslında hepimizin uzaylı olduğunu anlatmaya çalıştım ama kimse anlamadı. Hepimiz uzay boşluğundayız. Onlar da bize bir ad takmıştır. İlk ben söylediğim için lakabım uzaylı kaldı. Basın geyik muhabbetiyle gelince ben de karacayla cevap verdim. Benim hangi dalgalardan geçtiğimi bilmez onlar. Dalgama kapılırlar ancak.

KUTU

Beş gün uyumadan durabilirim

Karadeniz agresifliği varmış sizde, birden parlarmışsınız.

Sevdiklerime yaparım arada. Ama içinde her zaman beyazlık vardır. Yaşadıklarımı anlatsam dünyanın en sabırlı adamı ödülü verirsin.

Mesela?

Allah korkusu olmayan adama paranı teslim etme. 50 milyon dolar kaybettim ben Prestij müzik işinde. Rahmetli kardeşim hatasını anlayınca stres yaptı. O iyi bir insandı etrafındakiler kötüydü. Ders aldım bu işten. Ama hayallerimi hiç bir şey yıkamadı.

Kim delikanlıdır sizin piyasada?

İzzet Atınmeşe ve Kamil Sönmez...İkisine de yıldızlı on, ikisi de insandır, delikanlıdır.

Hayatınızın dönüm noktası “Oy Oy Emine” türküsü mü oldu?

Yok ondan önce de dönüp duruyordum. Onunla başka yöne döndüm. Ortaokulda Mevlana’yı ziyarete gittim, bu adam niye dönmüş diye. Mutluluktan dönmüş onu buldum. O zamandan beri ben de hep mutlu mutlu dönerim.

Siz de Erol Köse’nin gazabına uğrayanlardansınız.

O içinde mutluluk aramıyor işte. O yüzden çevresine mutsuzluk veriyor. Elimden geldiğince yardımcı olurum onun gibilere ama bir yere kadar.

Yumruk atan Pascal örneği yaşanmaz yani adada.

Bağırırım çağırırım, kedi gibi tırmalama durumu olabilir ama insana vurulmaz.

Bazen üç gün uyumazmışsınız.

Bazen beş gün uyumam. Her yede olmam lazım, uyursam birbirine girer. Ama 5. gün düşecek gibi olurum. Bir gün konser var Antalya’da, sehpaya tutunarak şarkı söyledim. Unutup sehpayı bırakmışım. Düşmedim ama kötü oldum. Sonra 6-7 saat daha uyumadım o psikolojiyle. Bir de saatsiz kalkabiliyorum.

Adada bu işinize yarar.

Tabii... İçeriye bildiririm direk.

Adada yalnız kaldığınızda düşünme fırsatınız olacak, pişmanlıklar falan. Gerçi asrın esprisiydi ama mesela Bülent Ersoy için “çok iyi yerlere gelirdi ama önünü kestiler” dediğinize pişman olur musunuz?

Hiç bir şey için pişmanlık duymuyorum. O espriydi anlayamadılar ki!

KUTU

Adada beste yaparım

“Gerizekalı sevgilim” diye bir şarkınız var ya, nasıl bir ruh haliyle yazdını onu?

Anlaşılamamazlığın tepkisi. Kendimi düşünerek yazmadım ama.

Adada çıkar mı böyle ilginç şarkılar?

Müzik aletlerimi götürmeme izin verirlerse yaparım. Piyano olmaz da bağlama, kaval falan götürebilirim.

Başka neler çalabiliyorsunuz?

Açken yumurta çalabilirim adada.

Ben de bu geyik muhabbetinin üzerine ıssız adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şeyi sorarım!

Bıçak ve kibrit...

Üçüncü?

Gerek yok.

KUTU

Akreple iletişime geçtim, sokmadan gitti

Nasıl bir çocuktunuz?

Çok iyiliksever bir çocuktum. Söylenmeden yapardım her şeyi. İki tane ablam var bilirler. Hayvanlarla aram iyiydi. Çocukken Sakarya Karasu’da ormanlarda kalırdık. Her türlü hayvanla birlikte uyurduk geceleri; domuz, ayı, çakal, kurt... Hayvanlar benim arkadaşım. Akrep gelmişti bir keresinde ayağımın ucuna. “Durun vurmayın” dedim, hayvanla iletişime geçtim, geri geri gitti. Adada hayvan öldürürlerse bakamam vallahi.

Ablalarınız korktu mu adaya gidiyorsunuz diye?

Bizim ailede korku yoktur sevgi vardır. Sevgisizlik korku getirir.

Dünyadan koptuğunuz anlar oluyormuş, eşinizden aldık tüyoyu.

Kapatıp gözlerimi düşünürüm zaman zaman, kimseye cevap da vermem. Adada doğasal çok enteresan şeyler olabilir. Hakkımda biri kötü konuşursa başına bir şey gelebilir. Eşimin başına geldi. Bir gün tartışmıştık. Kızıp dışarı çıktı. Bir kuş sürüsü geldi kafasına, ödü koptu. Üç beş değil sürü! Arkadaşım Ahmet Şimşek, Gökhan Güney tanıktır, onlar da benzeri şeyler yaşadı.

17 11 2008

HÜLYA KOÇYİĞİT

Kökümde köylü kızı var

Sevilen eş, borcunu ödemiş anne, ultra yumuşak anneanne, çıplak olmayan erotik film yıldızı, Susuz Yaz, Firar, Kurbağalar...
Hülya Koçyiğit’i nasıl bilirsiniz?
Ünlü sanatçıyla anneannesi için Giresun’un Hisarcık köyünde yaptırdığı okul vesilesiyle buluştuk. Peki bununla yetindik mi? Tabii ki hayır!

Son yıllarda sosyal sorumluluk projelerine verdiğiniz destek dikkat çekici. Sayenizde Giresun’un Hisarcık köyü çocukları yeni okullarına kavuştu. Neden Giresun?
Anneannem orada doğdu ve beni 2 yaşıma kadar o büyüttü. Kökümde köylü kızı var benim. ‘Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme servetine bir kıvılcım yeter’ derdi bana. 'Tuttuğun yoldan dönme, boşadığınla evlenme’ hep onun lafları. Öyle özlüyorum ki onu. Anneanneciğim için orayı seçtim; onun gibi köylü çocukları için.

Birçok ünlünün kızı, torunu var. Ama hep gündemde olan sizin aile... Sanırım onlara aşırı düşkünlüğüm çok belli oluyor. Hala Gülşah’a ‘Sana olan borcumu ödemeye çalışıyorum’ derim, ‘anne etme böyle laflar her ihtiyacım olduğunda yanımdaydın’ der.

Yumuşak bir anneanne görüntünüz var, öyle misiniz?
Ben baskı altında büyüdüm. İlk çocuktum ve hep ezildim. Ben tam tersi bir anne oldum ama ne ilginçtir ki annemin baskıcı yapısı Gülşah'a geçti.

Arada atışmalarınız oluyor mu, "Torunlarıma yumuşak davran" diye?

Tabii. Çocuklar bana kaçmayı tercih ettiler zaman zaman. Neslişah’ın gördüğü baskıdan ezikliği vardır. Ama atacak.

Adnan Menderes’in eşi Berrin Menderes’in hayatını film yapmak gibi bir hayaliniz var. Bir gelişme var mı sponsor olayında?
Maalesef, keşke olsa. O dönem büyük acılar yaşandı. Bir daha yaşanmaması için bunun filmini yapmak istiyorum. Bugün bile Genel Kurmay’dan açıklama geliyor. Hala yaşıyoruz. Hem yapımcı olmak istiyorum, hem de onu oynamak.

- Ediz Hun’la başrollerini paylaştığınız ‘Hıçkırık’ filminin dizisi yapılacakmış. Şimdilik Nurgül Yeşilçay’ın adı geçiyormuş. Uygun bir isim mi?
Değil. Çok iyi bir oyuncu ama gitmez. Nurgül çok güzel ve fiziksel cazibesi ön planda. Onun dişiliğini seyretmeyi seviyor seyirci. Bir de kendini son zamanlarda çok tekrarlamaya başladı. Ayrıca veremli hasta, narin, zayıf, çelimsiz biri olmalı. Beren Saat olabilir, Bergüzar olabilir. Bu rol için değil ama bir de Özgü Namal’ı çok beğeniyorum.

SUSUZ YAZ, DUVARA KARŞI...
Susuz Yaz 1964’te Altın Ayı aldı, tam 40 yıl sonra da Duvara Karsi. İki film arasında benzerlik var mıydı, ortak bir duygu? Ve Fatih Akın’ın yönettiği bir filmde oynar mısınız?
Çok isterim. Fatih’te yoğun bir enerji var. Çok başarılı. Benzerliklere gelince. İki hikayenin de anlatım biçimlerinde bir hırçınlık var. Öyle güzel resimlerle anlatılmış ki duygu. Metin Erksan’ın 40 yıl önce kullandığı tekniği Fatih kullanmış. Duvara Karşı da olağanüstüydü. İkisi de yaşanmış hikayeler. Tokat gibi filmlerdi.

Kurbağalar filmi küçükken beni çok etkilemişti. Tabii o zaman bu filmle ilgili size soru sorabileceğim aklımın ucundan geçmezdi. Soruyorum; bütün kurbağalar gerçek miydi? Nasıl başettiniz?
Sülükler de vardı, sadece kurbağa değil. Tabii ki gerçekti. Dul bir kadın, zor bir hayat, kurbağa yakalayıp para kazanmaya çalışıyor. Sete kilolarca kurbağa geldi. Feci kokuyolardı. Bir de çuval sürekli hareket ediyor. Onları düşünmekten dudaklarım uçukladı. Şerif Gören, "Yakın çalışamıyorum" diye bağırıyor, kurbağalar hopluyor. N’apıyım yani. Kilolarca kurbağa...
- Yakalama sahneleri zor oldu mu?
Gece sahneleri çok zordu ama ışığı tutunca kalıyolar. Yakaladım hepsini. Güzel hikayeydi.

‘SENİ SEVİYORUM’

1964’te 15, 1965’te 16, 1966’da 16, 1967’de 16, 1968’de 14 filmde oynadınız . 5 yılda 77 film, can dayanmaz. Bir güzellik sırrınız vardır herhalde.
Hahaha, beraber düşünelim.

Hep gülmek olabilir mi?
Olabilir. Ama gülmek dışardan gözüktüğü gibi olmayabiliyor. Ne olabilir güzellik sırrım. Ben çok seviyorum ve sevilmek istiyorum.

Rahat ‘seni seviyorum’ der misiniz?

Derim, hem de defalarca. Özellikle de sevildiğimi biliyorsam. Güzellik sırrım ‘sevgi’ o zaman.

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı 10 erotik filmi seçilmiş, üçü sizin. Susuz Yaz, Bez Bebek ve Firar. Şaşırdınız mı?
Yoo hoşuma gitti. Ama burada duralım. Dünyada bir kadın hareketi vardı o dönem. Kadının derdi "Ben insanım, erkekle aynı hakları istiyorum" idi. Bize yansımasıysa "Cinsel özgürlüğümü istiyorum" şeklinde oldu. Türkan Şoray bile bu filmlerde oynadı bir dönem. Bana gelen teklifler de değişmeye başladı. Benim derdimse hala özgürlüktü, cinsellik onun küçük bir parçasıydı. O filmlerde sevişme sahnesi yok ama cinselliği iyi hissettirdim. Erotikliği giyinik olarak verdim. O yüzden teşekkür ederim, hakkımı teslim etmişler helal olsun. Çok hoşuma gitti.

Şah takıntısı nereden geliyor? Gülşah, Neslişah, Aslışah...
Gülşah, Selim’in babaannesinin adı. Gülşah hamileyken Neslişah Sultan’la tanıştım, bayıldım ona. İzin istedim adınızı torunuma koyabilir miyim diye. Hiç unutmam, ama hülyacım ağırdır bu ismi taşımak demişti. Sonra bir kız daha oldu, eyvah ne koyacağız. Neyse Aslı’nın sonuna Şah’ı ekledik. Hala şimdi benim ismim uyduruk mu anneanne der Aslışah. Biraz öyle oldu.

Kendinizi güzel buluyor musunuz?
- Eski filmleri şaşırarak seyrediyorum. Çok güzelmişim diyorum, o zaman koşturmadan fark etmemişim. Kocam hep güzel olduğumu söyledi ama, o bana yetti.

Şu meşhur koşup esas oğlana sarılmanızı taklit etmeyen kalmadı. Aaa yeter artık diyor musunuz?
Yooo!!! O zamana kadar farketmemiştim biliyor musun. Spor yapmadım pek, bir ara bale eğitimi almıştım, onun etkisi belki.

‘DİNİ KADINI OYNARKEN ÇARPILDIK MI’
En derin iz bırakan film hangisiydi? Ama kalbinizde değil vücudunuzda...
Dolu... Bak bileğime... Kör rolü oynuyorum. Topuğum saçağa takıldı, camdan çıktım.Susuz Yaz’da at tepti. Ayağımda barut patladı. Yılmaz Güney’le çektiğimiz bir filmde yanan çöplerin arasından koşarken ayağım yandı. Gözüm kör oluyordu. Rabia Hatun’u çekiyoruz. Zindan sahnesi bir günümüzü aldı. Selim akşam ‘Ooo yanmışsın’ dedi. Allah Allah dedim, zindan kapalı yer. Neyse yattık, gecenin bir yarısı fırladım yataktan, görmüyorum. Selim uyku sersemi anlamadı, filmi sayıklıyorum falan sandı. Sonra doktora gittik. Kortizon damlası, pansuman vs... Hüseyin Peyda da aynı durumdaymış. "Dini kadını oynarken çarpıldık mı" dedim.

Neymiş sorun?
Kapalı alanda daha güçlü ultraviyole ışık veren malzeme kullanılmış. Sonra aletin ışığın etkisini azaltan camı kırılmış. Işıkçı iş bitsin diye devam etmiş. Hüseyin Peyda kaybetti gözünü. Koca aktörün sol gözü gitti. Ama Hüseyin Bey hiç bir zaman belli etmedi bu durumu, oyunculuğu biter diye. Devlet hastanesine gitmiş ve kortizon yapmamışlar ona.

Sizde estetik var mı? Ve Müjde Ar’ın estetikli halini beğendiniz mi?
Bayıldım. Ama ben ne yaptırdım ne de düşünüyorum. Fikre karşı olduğum için değil de korkuyorum. İfademi falan kaybederim. Oyunculuk yapmayı düşünüyorum ben hala.

14 11 2008

RABİA ÖZDEN KAZAN

500 dolarlık ahlaksız teklif aldım

O bir dönemin en çok konuşulan kadınıydı... Tüm Türk basını ‘İşte Ağca’nın nişanlısı’ diye peşinden koşup dururken, kalın kaşları, tesettürü, başı açık sosyolog kardeşiyle bültenleri doldururken, O dünyanın en ünlü katillerinden birinin, Mehmet Ali Ağca’nın gel-gitlerine tanık oluyor, piyasaya çıkaracağı ikinci kitabı ‘Katil’ için malzeme topluyordu... Adaleti yanılttı, yalan söyledi ama "Bunu gazetecilik adına yaptım" dedi. Ve bu korku bilmez kadın Ağca hikayesinin ‘anlık’ bir çılgınlık olmadığını kanıtlamaya devam etti. Tahran’da kendisine çok benzeyen İranlı kadınların arasına karışıp ilk kitabını yazdı. Ahmedinejad’ın adamlarını peşine taktı.
Bitmedi... Şu an evli olduğu adam, sahte nişanlısı Ağca’nın İtalyanca olarak yazdığı kitabı deşifre etmek amacıyla gittiği Roma’da tanıştığı bir İtalyan. Yani altı yıl ülkücü bir gazetede çalışan 32 yaşındaki Rabia’nın eşi 47 yaşında bir Komünist parti üyesi... Rabia Özden Kazan’la bir süreliğine geldiği İstanbul’da favori mekanlarından birinde İtalyan pizzası yiyip sohbet ettik. Ağca’nın ‘yeni’ sevgilisinden, kitabın Türkiye baskısında yer almayan ayrıntılara, Türkiye’deki başörtülülere bakışıdan, cinselliğe ve ilk aşkına kadar herşeyi konuştuk.

Tahran Melekleri’nden başlayalım... Türkiye’de bir dönem ‘Aaa o kadın’ olmuştunuz. Belli ki böyle yaşamayı seviyorsunuz...Hiç korkmuyor musunuz?
Evet, sahte nişan olayından sonra da huyumdan vazgeçmedim. Ama Ağca’yla nişan hikayesinden sonra güvenilirliğimi yitirdim Türkiye’de. Halbuki yurtdışında şapka çıkarılır böyle işe. Ama Ağca’yla ilgili kitabım ‘Katil’de niye böyle bir şey yaptığımı yazdım. Tahran Melekleri’ne gelince... Korkmuyorum ama çekindiğim noktalar var. Kitap Türkiye’de sansürlü...

Kitap için Tahran’ın meşhur gece partilerine gitmişsiniz. Neler gördünüz? Sansürlü versiyonundan alalım...
Ramazan ayıydı. Bir doğumgünü partisine davet edildim. Bu isim altında yapılıyor partiler. Uyuşturucu dahil aklınıza gelebilecek herşey vardı ortamda. Ses geçirmeyen, özel yalıtımlı, tünellerle çıkışları olan evlerde yapılıyor bu partiler. Polis geldiği anda kaçabiliyorsunuz. Yakalandığımız an kırbaçtan recme kadar ceza alabilirdik. Zaten dönünce birçoğunun gözaltına alındığını duydum.

Herkes tehlikede yani..
Otobüs durağında geç saatlerde bekleyen kadına kezzap atıyolar. Torbacılar var, ojeli birini görürlerse içinde bir sürü böcek-yaratık olan torbalara elini sokturuyorlar. Ahmedinejad’ın adamları gelip kitabı yalanlamamı istediler. Mailler aldım. Ahmedinejad’la röportaj yapıp yazdıklarımı düzeltmemi istediler. Bu tehdit dolu konuşmayı kaydettim. Başıma bir iş gelirse var görüntüleri.

İRAN’DA YAŞASAYDIM BAŞIMI AÇARDIM’

500 dolar fiyat biçmişler size...Neler hissettiniz?
Leyla diye biriyle tanıştım. Evli sandığım bu kadın aslında sige nikahlıymış. Para karşılığı çalışan, bildiğimiz hayat kadını. İran’da buna sige nikahı deniyor. Belgeler de kolay, çek-senet gibi, bir imzayla... ana da yaşlı biri 500 dolar verdi peçete içinde...

İyi bir rakam mıymış 500 dolar?
Yaşa, güzelliğe göre değişiyor ama iyi herhalde. Çok yaşlı ve çok çirkinse 50 dolara kadar iniyor. İslam’la alakası yok İran’ın. Güçlü kadınlar ve adamlar sürekli gol atmaya calışıyor rejime. İnadına başını açmalar, partiler, oruç tutmamalar...

Orada doğup büyümüş olsaydınız açar mıydınız başınızı?
Kesinlikle açardım...

Ama siz de kendi isteğinizle değil, anne baskısıyla taktınız başörtüsünü değil mi?
Evet... Annem tarikatlara yakındı, beni de kızkardeşimi de zorla kapattı. Ama lisede açtım. Sonra kendi isteğimle yeniden kapandım. Benim beynimi kapatmaz ki başörtüsü.

Niye kapandınız?
Diğer kapalılara mesaj veriyorum ben. Başarmak üzereydim ama başıma gelen malum olay yüzünden Türkiye’de söz hakkımı kaybettim. Türkiye’de örtünme siyasi sebeplerle yapılıyor. Atatürk’e karşılar bunlar. Anneannem küçükken bana ‘Atatürk deccal’ diyen kadın. Deccalin şeytan demek olduğunu da sözlükten öğrendim...


Aynı şekilde bir gün açar mısınız?
Açarım tabii birşeyleri başardığıma inanırsam. Ama örtümü seviyorum.

Saçlarınız nasıl açıkken, düz mü, kıvırcık mı?
Siyah dalgalı saçlarım var ama bana başörtüsü yakışıyor.

İtalya’da tanıyorlar mı?
Kıyafetlerim ilginç olduğu için tanıyolar hemen.

Hangi sebepten? Ağca olayı mı, kitap mı, tipin mi, İtalyan’la evli olman mı?
Ağca konusunu açtırmıyorum bile. Evli olduğumu ve sadece kitap hakkında konuşmak istediğimi söylüyorum. Ama kitap çok ilgi gördü. İtalya’nın en ünlü TV programlarına çıktım..

Eşiniz müslümanlığa geçti mi ve sünnet oldu mu?
Biri eşimle röportaj yapmadığı halde yapmış gibi yazdı. Basın da bunu kafasına göre kullandı. Tazminat davası açacaktık boşver dedim. Sünnet olmadı ama evet eşim müslüman oldu. Aslında onları da yani hristiyanları da tanıyınca bizim gibi olduklarını görüyosun. İyi insan her dinde iyi. Ülkücü gazetede çalışırken, İtalyan’ın yemeğini bile bilmezken, komünist parti üyesi bir İtalyan’la evlendim.

Aranızda yaş farkı da var.
32 yaşındayım ve bu saatten sonra saygı duymaya değer mi, ona bakıyorum.

‘BEN ADALETİ YANILTTIM GAZETECİLİK AŞKINA’

İlk aşkınız eşiniz mi?
Değil tabii ki de. 23 yaşındaydım ilk kez aşık olduğumda. Bitti, çocuktum.

Peki evlilik yürümezse, boşanmaya açık mısınız?
Tabii ki kuralları, kanunları takmıyorum ben artık.

Çocuk düşünüyor musunuz?
Hayır, sağlık sorunlarım var, tansiyon, kalp...

- Peki bu yaşa kadar cinselliğinizi doya doya yaşadınız mı?
Cevap vermeyim.

O zaman en sevmediğiniz konuya giriyorum...Ağca tehdit ediyor mu?
Lütfen sen doğrusunu yaz artık. Ağzımdan bir kere nişanlıyız lafı çıkmadı. Ama evet nişanlısı olarak imza attım hapishane defterine. Ben adaleti yanılttım, gazetecilik aşkına. Evet yaptım yani...

Pişman mısınız?
Değilim. Bana kazandırdığı o kadar çok şey var ki. Dünyanın en ünlü mahkumlarından birini, onun iç dünyasını inceleme fırsata buldum. Çaldım ondan. Bu adama da yapılmış bir ayıp var belki ama yaptım. Kimse giremiyordu içeri. Diğer gazeteciler de mektup yazmış mesela. Onlar giremedi ama ben girdim. Onlar da benim yaptığımı yapsaydı o zaman. Ben herşeyi göze aldım. Bedelini de hala ödüyorum.

Niye çok uzattı basın?
Ben de Malatyalıyım, başım kapalı, Ortadoğu gazetesinde çalışıyorum derken ‘Love Story’ uzadı da uzadı. Ama Ağca yüzünden, kitaplarını okuyabileyim diye İtalya’ya dil öğrenmeye gittim ve eşimle tanıştım. İlginç değil mi?

Ağca’nın size karşı gerçekten boş olmadığını düşünüyor musunuz o dönemde?
25 sene kadın görmemiş bir adamsınız, birini görüyosunuz. Normal yani birşeyler hissetmesi. Dengesizdi biraz da..

Yazdığı 150 mektup duruyor mu?
Duruyor. Kitapta da yararlandım onlardan. Bu arada kitapta sadece ‘Ali’.

Nasıl mektuplar, aşk ağırlıklı mı?
Gel-gitleri vardı. Kendi dünyasında yaşardı. Kendini överdi bazen. Bir gün mesela Caterine Zeta Jones’la ilgili mektup yazmış.

Peki Ağca’nın özel bir hitap şekli var mıydı o mektuplarda? Arım, balım...
Kitabımda görün. Söylerim aslında insanların beni algılamalarını beklemiyorum artık ama gerek yok. Cinsellikle ilgili soruna cevap vermek istemiyorum dedim ya, aslında istiyorum ama veremiyorum. Vermem gerek, kadınla ilgili, yaşamla ilgili birşey bu. İki soruya da bu köylüce kaygılar yüzünden cevap veremiyorum.

Ama ikisi aynı şey değil. Ağca’nın hitap şekli sizi bağlamaz.
Şimdi akrabalardan telefon gelir. "Yine mi Ağca’yla ilgili konuştun" derler. Niye söylemeyim ki bak öbürünü söyledim. Herkesi kandırdım dedim. Erkek arkadaşım da vardı o dönemde dedim.

‘AĞCA’NIN SEVGİLİSİ VARMIŞ, MEKTUPLAŞIYORLARMIŞ’

‘Gelip beni bulur mu, vurur mu’ korkuları yaşıyor musunuz?
Sanmam. Ama kaderim öyleyse bilemem. Onca sene yatan biri artık dikkatli yaşar herhalde diye düşünüyorum. Korkmuyorum. İranlı fanatikler de yapabilir, o zaman kahraman olurum.

Ağca’nın da hayatında başka biri var mı, biliyor musunuz?
Sevgilisi varmış, mektuplaşıyorlarmış. Benden sonra epey popüler oldu.

Nerede, adı ne?
Adı Solmaz mı ne, değişik bir isimdi, emin değilim. İzmirli’ymiş. internetteki yazılarımın altına hakaretler yazıyordu biri, dikkatimi çekti, araştırdım, altından bu çıktı. Gazeteciyim hala ben ya.

‘ÖZGÜ NAMAL’A SESLENMEK İSTİYORUM’

İstediğiniz herşeyi yaptınız mı hayatta?
Hepsini değil. Şimdi ben özellikle din konusunda birşeyler yapmak istiyorum. Domatese bakıp teşekkür ediyorum Allah’a. Başımı örtmemden öte sevap işlemeye çalışıyorum. Buradan Özgü Namal’a seslenebilir miyim? Çocuklar onu çok seviyor. Kara kara kadınlardan, sarıklılardan korkuyolar. Yapsa bir program. İtalya’da Özgü Namal gibi kadınlar çocuklara hristiyanlığı aşılıyorlar.

Başka?
Bir de ben protestan islamiyete geçilmesini istiyorum. İslamiyet ancak öyle anlaşılır. Örnek, bulunduğumuz semt. Florya’da bir AKP sosyetesi var. Marketlerden birine girdim geçenlerde, sarıklı biri var. Kaçak sigara satıyor, bir de yabancı çikolataları dört kat paraya satıyor. Mağazalarda Gucci, Louis Vuitton, Versace başörtüler yarışma halinde. Siyasetten sonra bir de moda başladı inanılacak gibi değil. Buna da müslümanlık deniyor. Çocukların dinlerinin güzelliklerini doğru şekilde görmeleri gerekiyor. Zekeriya Beyaz’la, Hatipoğlu’yla da olacak iş değil bu. Çocuklar onları sev-mi-yor-lar. Kumaş fabrikalarıyla da Tanrı’yı kandıramazsın. Tanrı en büyük cezayı onlara verecek.